ANKARA SANAYİ ODASI BAŞKANI SEYİT ARDIÇ, 2026 YILI 1. ÇEYREK BÜYÜME RAKAMLARINI DEĞERLENDİRDİ

2026-06-01 00:00:00

ANKARA SANAYİ ODASI BAŞKANI SEYİT ARDIÇ, 2026 YILI 1. ÇEYREK BÜYÜME RAKAMLARINI DEĞERLENDİRDİ:

“SAHADA SANAYİCİLERİMİZDEN ALDIĞIMIZ İVME KAYBI SİNYALİNİ BÜYÜME VERİLERİ TEYİT ETTİ”

“SANAYİDEKİ DARALMA VE REKABET GÜCÜ KAYBI DİKKATLE DEĞERLENDİRİLMELİ”

2026 1. çeyrek için yüzde 2,5 olarak açıklanan büyüme verisi, ülkemiz ekonomisinin yalnızca büyüme hızını değil, aynı zamanda büyümenin niteliğini de ortaya koymuştur. Bizim için önemli olan ekonominin ne kadar büyüdüğü kadar, bu büyümeyi hangi sektörlerin gerçekleştirdiğidir.

İlk çeyrek büyüme verileri, ekonomide sektörler arasında belirgin ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. Talep tarafı büyümeyi yukarı çekerken, arz tarafındaki zayıflama özellikle sürdürülebilir büyüme açısından dikkatle okunması gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Son dönemde ASO üyesi sanayicilerimizden, meslek komitelerimizden ve sahadan aldığımız geri bildirimler; üretim, yatırım ve ihracat tarafında ivme kaybına işaret ediyordu. TÜİK’in açıkladığı 2026 yılı 1. çeyrek büyüme verileri de sanayideki yavaşlamanın artık istatistiklere yansıdığını teyit ediyor.

Sanayinin yüzde 0,8 daralması; büyümenin kalitesi, üretim kapasitesi ve orta vadeli rekabet gücü açısından önemli bir uyarıdır. 2025 yılının ikinci ve üçüncü çeyreklerinde sanayi sektörü büyümeye güçlü katkı vermiş, ancak yılın son çeyreğinde yüzde 0,9’a kadar gerilemişti. 2026’nın ilk çeyreğinde ise sanayi üretimi yüzde 0,8’lik daralmayla büyümeyi aşağıya çekti.

Diğer taraftan 2025 yılı üçüncü çeyreğinde yüzde 11,5, dördüncü çeyrekte ise yüzde 5,4 olan gayrisafi sabit sermaye oluşumundaki büyümenin 2026 ilk çeyrekte yüzde 3 seviyesine gerilediğini görüyoruz. Bu düşüş sanayicinin yatırım iştahındaki gerilemeyi gözle görülür hale getiriyor. Yatırım yavaşlaması özellikle sermaye malı üreten sanayi kollarını da önemli ölçüde etkiliyor.

Büyüme rakamlarında asıl sert kırılma ise dış ticaret tarafında yaşanıyor. Mal ve hizmet ihracatındaki yüzde 12,7 daralma çok güçlü bir negatif sinyal veriyor. Dış talepteki zayıflama, kur-maliyet dengesi, jeopolitik/lojistik baskılar ve enerji fiyatlarındaki artışın ihracatımız üzerinde ciddi baskı yarattığını gösteriyor. İthalattaki azalmanın ihracata göre çok düşük gerçekleşmesi, önümüzdeki dönemde hem büyümenin ivmesinin zayıflamasına hem de cari işlemler açığının yükselmesine neden olabilecektir. Bu sürecin jeopolitik ve konjonktürel gelişmeleri de dikkatle alarak yakından takip edilmesi ve proaktif politikalar geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir.

İHRACAT PAZARLARINDAKİ KAYIPLARIN TELAFİSİ UZUN YILLAR ALABİLİR

Bu tablo bize ülkemiz ekonomisinin büyümeye devam etse bile, sanayideki daralma ve rekabet gücü kaybının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü sanayicimizin rekabet gücünde ve ihracat pazarlarında yaşadığı kayıpların telafisi uzun yıllar alabilir. Kalıcı ve sürdürülebilir büyüme için üretim ve yatırım ortamını iyileştirecek, ihracatı ve verimlilik artışını destekleyecek politikalar önceliklendirilmelidir.

Bugün sanayicimiz yüksek finansman maliyetleri, güçlü TL’nin ihracat rekabeti üzerindeki baskısı, artan girdi maliyetleri ve küresel talepteki yavaşlama ile aynı anda mücadele etmektedir. Bu şartlarda üretimi sürdürmek, yatırım yapmak ve ihracat pazarlarını korumak her zamankinden daha zor hale gelmiştir. Biz sanayiciler yalnızca bugünün maliyetlerini değil, yarının belirsizliğini de finanse etmeye çalıştığımız bir dönemden geçiyoruz.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomi politikalarının temel önceliği, fiyat istikrarı hedefiyle üretim kapasitesini koruyan bir dengeyi aynı anda kurmak olmalıdır. Dezenflasyon süreci elbette önemlidir; ancak bu süreç reel sektörü zayıflatmamalı, üretim iştahını kırmamalı ve yatırım kararlarının ertelenmesine neden olmamalıdır. Fiyat istikrarı ile üretim ekonomisi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.