ASO BAŞKANI SEYİT ARDIÇ:
“ENFLASYONLA MÜCADELE ÜRETİMİ BOĞMADAN YÜRÜTÜLMELİ”
“SANAYİ EKONOMİNİN AKCİĞERİDİR”
“BİZ SANAYİCİLER NEFES ALMAKTA ZORLANIYORUZ”
Ankara Sanayi Odası Nisan Ayı Meclis Toplantısı, ASO Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantının açılışında konuşan ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, küresel gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirerek, Türk sanayisinin karşı karşıya olduğu riskleri, fırsatları ve çözüm önerilerini aktardı. “Sanayi ekonominin akciğeridir. Sanayinin nefesi kesilirse yatırım iştahı düşer, üretim yavaşlar, büyümenin temeli zayıflar. Enflasyonla mücadele elbette sürecektir ama bu mücadele üretimi boğmadan, sanayiyi zayıflatmadan yürütülmelidir.” diyen Başkan Ardıç, üretimi güçlendirecek politika önerilerini ve stratejik öncelikleri de paylaştı.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, konuşmasına, geçtiğimiz hafta büyük bir coşkuyla kutlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın önemine vurgu yaparak başladı. “Savaşların ve belirsizliklerin coğrafyamızı kuşattığı bu dönemde 23 Nisan bize demokrasinin ve milli iradenin ne kadar kıymetli bir kazanım olduğunu yeniden hatırlatmaktadır” ifadelerini kullanan Başkan Ardıç, “Bu değerler, sanayimizin ve üretim gücümüzün üzerinde yükseldiği en sağlam temeldir” ifadelerini kullandı.
Başkan Ardıç, sanayicinin bugünkü gündeminin sadece üretim yapmak olmadığını, üretimi rekabetçi maliyetlerle sürdürebilmek, finansmana erişebilmek, nitelikli iş gücünü bulabilmek ve önünü görebilmek olduğunu belirtti. “Fabrikalarımızda üretim zor koşullarda da olsa devam ediyor; ama şartlar her geçen gün daha da ağırlaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“OYUNUN KURALI DEĞİŞMİŞTİR”
Küresel ekonominin kalıcı bir türbülans içinde yol aldığına dikkat çeken Başkan Ardıç, jeoekonomik çatışmanın, kısa vadede en ağır risklerden biri olarak öne çıktığını belirtti. Başkan Ardıç, “Bu çağda kazanan, sadece üreten ülkeler değil; tedarik güvenliğini kuran, hızla uyum sağlayan, yeteneği mıknatıs gibi çeken ve teknolojiyi üreten ülkeler olacaktır. Böyle bir dünyada şoklarla birlikte yaşamayı, belirsizliği yönetmeyi, dayanıklılığı artırmayı ve stratejik konumumuzu avantaja çevirmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü oyunun kuralı değişmiştir” dedi.
“TÜRKİYE ÖNE ÇIKABİLECEK ÜLKELERDEN BİRİDİR”
ASO Başkanı Ardıç, Türkiye açısından bu dönemin yalnızca riskler barındırmadığını, aynı zamanda önemli fırsatlar sunduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bölgesel çatışmaların yoğunlaştığı coğrafyalarda sermaye güvenli liman arayışına girer, tedarik zincirleri yeniden kurulur, yatırım akımları yön değiştirir. Türkiye; coğrafi konumu, güçlü üretim altyapısı, geniş pazar erişimi ve yetişmiş insan kaynağıyla bu yeni dönemde öne çıkabilecek ülkelerden biridir.
Bu potansiyelimizin kalıcı avantaja dönüşebilmesi; yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi, uluslararası alandaki etkinliğimiz, görünürlüğümüz ve diplomatik gücümüzle de doğrudan ilişkilidir.”
“DİPLOMASİ GÜCÜ DE TİCARETİN YÖNÜNÜ BELİRLEMEKTEDİR”
Türkiye’nin diplomasi sahnesinde daha etkin ve oyun kurucu bir rol üstlendiğini belirten Başkan Ardıç, “5. Antalya Diplomasi Forumu’nun bunun somut bir göstergesi olduğunu ifade etti. Forumun “Yarını tasarlamak ve belirsizliklerle baş etmek” temasının sanayi gündemiyle aynı zemine oturduğunu vurgulayan Başkan Ardıç, şöyle devam etti:
“Artık dünyada yalnızca üretim gücü değil, diplomasi gücü de ticaretin yönünü belirlemektedir. Diplomasi sahnesinde güçlü olan ülkeler, küresel ticaretin kurallarını yazabilmekte ve akışını yönlendirebilmektedir. Antalya Diplomasi Forumu’nun yıldan yıla güçlenerek dünya gündemine taşınmasına öncülük eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’a ve değerli diplomatlarımıza sanayicilerimiz adına şükranlarımızı sunuyorum. Güçlü bir sanayi, güçlü bir dış politikayı besler; güçlü bir dış politika da sanayicinin küresel pazarlarda elini kuvvetlendirir.”
Başkan Ardıç, sermayenin güvenini ispat etmiş coğrafyalara yöneldiğini belirterek, Türkiye’nin de bölgesinde bu güveni en kurumsal biçimde sağlayan ülke olduğunu vurguladı. “Güçlü üretim altyapımız, sanayi birikimimiz ve yetişmiş insan kaynağımız; ülkemizi en cazip yatırım alanı haline getirmektedir” dedi.
“ANKARA, AVRASYA’NIN EN GÜVENİLİR YATIRIM MERKEZLERİNDEN BİRİDİR”
Ankara’nın; üretim, bilgi ve teknolojinin iç içe örüldüğü stratejik bir şehir olarak öne çıktığını belirten Başkan Ardıç, “Güçlü organize sanayi bölgelerimiz ve teknoparklarımız, köklü üniversitelerimiz ve araştırma altyapılarımız etkin bir ekosistem oluşturmaktadır. Savunma sanayiinden bilişime, ileri makine teknolojilerinden sağlık teknolojilerine kadar yüksek katma değerli Ar-Ge ve ürün geliştirme kapasitesi Ankara’da yoğunlaşmaktadır. Esenboğa’nın giderek genişleyen uçuş ağıyla birlikte, potansiyelimiz harekete geçmiştir. Bütün bunlar bir araya geldiğinde Ankara’mız; yalnızca ülkemizin değil, Avrasya’nın en güvenilir yatırım merkezlerinden biridir” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası yatırımcılara çağrıda bulunan Başkan Ardıç, “Riskin en yoğun olduğu coğrafyada, güvenin en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir; Türkiye’de de bu güvenin kalbi Ankara’dır” dedi.
Başkan Ardıç, fırsatların ve potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için güçlü bir hazırlık gerektiğini vurgulayarak, “Üretim ortamını iyileştiren, yatırımcı güvenini artıran, finansmana erişimi kolaylaştıran, lojistik altyapıyı güçlendiren ve sanayiyi yeni dönemin rekabet şartlarına hazırlayan bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç vardır” ifadelerini kullandı.
“BİZ SANAYİCİLER NEFES ALMAKTA ZORLANIYORUZ”
Türkiye’de bugün sanayinin geldiği durumu değerlendiren Başkan Ardıç, “Ortada çok açık bir gerçek var. Maalesef biz sanayiciler nefes almakta zorlanıyoruz” dedi.
Haziran 2023’te yüzde 38,21 olan yıllık enflasyonun Mart 2026 itibarıyla yüzde 30,87’ye gerilediğini, bunun 7,3 puanlık bir düşüşe karşılık geldiğini belirten Başkan Ardıç, “Aynı dönemde reel sektör üzerindeki baskı hafiflemedi; tersine birçok alanda daha da sert hissedilmeye başlandı” diye konuştu.
Başkan Ardıç, sözlerine şöyle devam etti:
“Göstergeler bu gerçeği açıkça söylüyor. Sanayi üretimine bakıyoruz, ivme zayıf.
İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi’ne bakıyoruz, eşik değerin altında. Kapasite kullanım oranına bakıyoruz, arzu edilen seviyenin gerisinde. Reel kesim güven endeksine bakıyoruz, hâlâ temkinli. Hangi göstergeye baksak aynı cevap geliyor: Bazı makroekonomik göstergelerde toparlanma görülürken, üretim tarafı henüz nefes alabilmiş değildir. Daha da önemlisi, bu süreç reel sektörün omuzlarına taşıyabileceğinden çok daha ağır bir yük bindirmiştir. Sanayi ekonominin akciğeridir. Sanayinin nefesi kesilirse yatırım iştahı düşer, üretim yavaşlar, büyümenin temeli zayıflar. Bizim gibi petrolü, doğalgazı, enerji kaynakları sınırlı bir ülkenin kalkınmak için üretim yapmaktan başka çaresi yoktur. Biz üretimle büyümeyi başarmış bir ülkeyiz. Bundan sonra da aynı kararlılıkla üretmek zorundayız.”
“ENFLASYONLA MÜCADELE ÜRETİMİ BOĞMADAN, SANAYİYİ ZAYIFLATMADAN YÜRÜTÜLMELİDİR”
Sanayi açısından enflasyonun düşmesi kadar, enflasyonun hangi maliyetle düştüğünün de aynı derecede önemli olduğunu vurgulayan Başkan Ardıç, “Bu düşüş; yüksek faiz, sıkı kredi koşulları, iç talep yavaşlaması ve finansman maliyetlerindeki artış eşliğinde gerçekleşmekte, sanayi katma değeri sınırlı kalmaktadır. Yüksek enflasyonun bedelini yüksek faizle, yüksek faizin bedelini ise üretim kaybıyla ödüyoruz. Reel sektörün omzundaki yük ağırlaştıkça ekonominin taşıyıcı kolonları da yıpranıyor. Üretimi güçlendirmeden fiyat istikrarını sağlamak mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Fiyat istikrarına doğru yavaş da olsa bir ilerleme sağlandığını, ancak bu iyileşmenin henüz reel sektöre yansımadığını belirten Başkan Ardıç, “Bu noktada bizim duruşumuz nettir: Enflasyonla mücadele elbette sürecektir. Ama bu mücadele üretimi boğmadan, sanayiyi zayıflatmadan yürütülmelidir. Çünkü Türkiye’nin gerçek gücü, üretimin yeniden ayağa kalkmasından geçer” dedi.
Sanayide elektrik, doğal gaz, hammadde ve ara malı maliyetlerindeki artışa da dikkat çeken Başkan Ardıç, “Üretim yapımızın ithal enerjiye ve ithal ara malına olan yapısal bağımlılığı, kurdaki her oynaklığı katlayarak maliyet şokuna dönüştürmektedir. Yani mesele sadece enerji fiyatlarının yükselmesi değildir. Bu artışın sanayicinin rekabet gücünü aşındırması, ihracatçının elini zayıflatması ve enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştırmasıdır. Enerji maliyetlerindeki her yükseliş, sadece bir fatura artışı değil; üretim gücümüze, yatırım iştahımıza ve ekonomik dayanıklılığımıza yönelen çok boyutlu bir baskıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“OYUNUN KURALI MAÇ BAŞLADIKTAN SONRA DEĞİŞMEMELİDİR”
Sanayicilerin yenilenebilir enerji yatırımlarına güçlü bir ilgi gösterdiğini, güneş enerjisi alanında önemli adımlar attığını belirten Başkan Ardıç, bu yatırımların elektrik üretim kapasitesine de olumlu şekilde yansıttığını ifade etti. Ancak uygulanan politikalarda yaşanan ani ve öngörülmeyen değişikliklerin, bu olumlu ivmeyi sekteye uğratma riski taşıdığına dikkat çekti. Özellikle lisanssız elektrik üretiminde “saatlik mahsuplaşma” uygulamasına geçişin mevcut yatırımların fizibilitesini zayıflattığını, yatırımcı güvenini sarstığını ve sanayicilerin geleceğe dönük planlarını belirsizliğe sürüklediğini belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:
“Bu durum yalnızca bireysel yatırım kararlarını değil, aynı zamanda üretim sürekliliğini, istihdamı ve uluslararası rekabet gücümüzü de doğrudan etkilemektedir.
Daha da önemlisi, bu tür düzenlemeler, ülke olarak ortaya koyduğumuz stratejik hedeflerle çelişme riski taşımaktadır. Yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik ederken, bu yatırımların ekonomik sürdürülebilirliğini zedeleyebilecek adımlar atılması; politika tutarlılığı açısından ciddi bir soru işareti yaratmaktadır. Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmemelidir.
Özellikle vurgulamak isterim ki; saatlik mahsuplaşmaya yönelik mevcut mevzuatın, sanayimizin ihtiyaçları, ülke hedefleri ve yatırım güvenliği perspektifinden yeniden ele alınması ve bütüncül bir bakış açısıyla gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.”
Başkan Ardıç, sanayinin karşı karşıya olduğu bir diğer kritik risk alanının da finansman yapısındaki bozulma olduğuna değindi. Dezenflasyon sürecinde uygulanan sıkı para politikası ve yüksek TL faizlerinin, firmaları daha erişilebilir gördükleri döviz cinsi finansmana yönlendirdiğine dikkat çeken Başkan Ardıç, “Haziran 2023’te 74 milyar dolar seviyesinde olan Şirketlerin Döviz Pozisyon Açığı, Mart itibarıyla 200 milyar dolara ulaşmıştır. Bu durum son üç yılda reel sektörün daha fazla dövizle borçlanmak zorunda kaldığını göstermektedir” dedi.
“SANAYİCİ DÖVİZ BORCUYLA DEĞİL, ÜRETİM GÜCÜYLE BÜYÜMELİDİR”
Sanayicilerin bugün maliyet baskısı altında, yarın ise ihracat pazarlarının daralması ve döviz gelirlerinin ani azalması halinde kur şoku riskiyle karşı karşıya kalabileceğine dikkat çeken Başkan Ardıç, “Sanayici döviz borcuyla değil, üretim gücüyle büyümelidir. Kur riskine teslim olmuş bir bilanço, ne yatırımı taşır ne de üretimi büyütebilir. Çözüm; sanayicimizi döviz borcuna mecbur bırakmayan bir finansman ve üretim yapısı kurmaktır” ifadelerini kullandı.
Uygun maliyetli ve erişilebilir Türk Lirası kredi imkânları genişletilmesinin önemine vurgu yapan Başkan Ardıç, “Kur riskinden korunma araçları daha etkin hale getirilmelidir. İthal ara malı bağımlılığını azaltacak üretim politikaları güçlendirilmelidir” dedi.
“BİRÇOK FİRMA, PAZARINI KAYBETMEMEK ADINA NEREDEYSE KÂRSIZ İHRACAT YAPMAK ZORUNDA KALIYOR”
Kur hareketleri üretim maliyetlerindeki artışa ayak uyduramaması durumunda ihracatçının kâr marjının hızla daraldığını belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:
“Bugün öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, ihracatçımız artık kazanç sağlamayı değil, dış pazarlardaki varlığını korumayı öncelemektedir. Geldiğimiz noktada birçok firma, mevcut pazarını kaybetmemek adına neredeyse kârsız ihracat yapmak zorunda kalmaktadır.
Buna Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yeni sürdürülebilirlik raporlama yükümlülükleri ve tedarik zinciri denetim düzenlemeleri de eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor. Artık ihracat yapmak yalnızca üretmek değil; kurala uyum, karbon ayak izi ve izlenebilir tedarik zinciri sınavından geçmek anlamına gelmektedir.
Yani bugünün ihracatçısı yalnızca rakibiyle değil; kurallarla, koridorlarla ve iklim politikalarıyla da yarışmaktadır. Güçlü bir yeşil dönüşüm altyapısı, erişilebilir ihracat finansmanı ve daha etkili bir dış ticaret politikası, bu yarışta sanayimizi ayakta tutacaktır. Çünkü bugün ihracat yapmak, yalnızca ürünü yola çıkarmak değildir; üretimin her aşamasını şeffaflık, belge ve ölçüm zemininde savunabilmektir.”
Sanayicilerin yatırım gücünü artırma amacıyla hükümet tarafından atılan adımları da yakından takip ettiklerini belirten Başkan Ardıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nın Türkiye’nin yatırım, üretim, ticaret ve finans merkezi olma hedefi açısından son derece stratejik bir adım olduğunu söyledi. Başkan Ardıç; sanayiciye, ihracatçıya, girişimciye ve yatırımcılara sağlanan destekler için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek, “Açıklanan düzenlemelerin ülkemiz ekonomisine, sanayimize ve ihracatımıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“YALNIZCA BUGÜNÜ KURTARMAYALIM, GELECEĞİN REKABET GÜCÜNÜ BUGÜNDEN İNŞA EDELİM”
Başkan Ardıç, sanayinin, yalnızca mevcut sorunlarını tespit etmekle yetinilemeyeceğini belirterek, Ankara Sanayi Odası olarak politika yapıcı ve uygulayıcılara dört temel talebini şöyle sıraladı:
“Birincisi; üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci.
İkincisi; döviz riskini büyütmeyen, erişilebilir ve öngörülebilir finansman.
Üçüncüsü; Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üretimi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası.
Dördüncüsü ise; yapay zekâyı, yeşil dönüşümü ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alanları haline getirecek kararlı bir eylem programı.
Çünkü bu çağın meselesi yalnızca büyümek değil, dayanıklı ve istikrarlı büyümektir. Katma değeri yüksek, teknolojik ve sürdürülebilir biçimde üretim yapmaktır. Yalnızca bugünü kurtarmayalım, geleceğin rekabet gücünü bugünden inşa edelim.
Bu Meclis, Ankara sanayisinin ortak aklıdır. Bu salonda yalnızca sektörler değil; tecrübe, emek, hafıza ve gelecek iddiası da bir aradadır. Bizim görevimiz sadece günü yönetmek değil, istikameti de belirlemektir.”
Konuşmasının sonunda, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne de değinen Başkan Ardıç, üretimin ve emeğin önemine vurgu yaparak, başta sanayi çalışanları olmak üzere tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutladı.