ASO 2026 YILI 1. MESLEK KOMİTELERİ ORTAK TOPLANTISI YAPILDI

2026-05-11 00:00:00

ASO BAŞKANI ARDIÇ:

“EKONOMİ PROGRAMININ REEL SEKTÖR AYAĞI DESTEKLENMELİ”

“YAPAY ZEKADA GERİDE KALMANIN BEDELİNİ PAZAR KAYBIYLA ÖDERİZ”

“SANAYİSİZLEŞME HER ZAMAN BÜYÜK GÜRÜLTÜYLE GELMEZ, BAZEN SESSİZ GELİR. BU SESSİZLİĞİ BOZMAK BİZİM GÖREVİMİZ”

“YÜKSEK TEKNOLOJİ LİGİNE GEÇİŞTE BEKLENEN SIÇRAMAYI YAPAMIYORUZ”

“BANKACILIK SİSTEMİMİZİN GÜÇLÜ BİLANÇOSUNU SANAYİMİZİN YATIRIM KAPASİTESİNE DÖNÜŞTÜRMEK ZORUNDAYIZ”

Ankara Sanayi Odası’nın 2026 yılı 1. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı Antalya’da yapıldı. ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Yüksek İstişare, Meclis ve Komite Üyeleri’nin katılımıyla gerçekleşen toplantıda sanayicilerin talep, sorun ve çözüm önerileri değerlendirildi. Açılış konuşmasını ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yaptığı toplantı, kamu bankalarının Genel Müdür Yardımcılarının katılımıyla düzenlenen “Sanayicinin Finansmana Erişimi” başlıklı panelle devam etti. Toplantıda, ASO’nun Yılın Meslek Komiteleri Ödülleri de sahiplerini buldu.

ASO Başkanı Ardıç, açılış konuşmasına yüksek faiz politikasının reel sektör üzerinde oluşturduğu sert baskıya dikkat çekerek, “Sanayicimizin zaten ağırlaşan finansman yükü, küresel gelişmelerle birlikte daha da arttı. Yanı başımızda patlak veren İran-ABD-İsrail savaşı enerji fiyatlarını yüzde 60 yukarı çekti; navlun ve sigorta maliyetlerini yükseltti, tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar yarattı. Oluşan belirsizlik, sanayicimizin üretim maliyetini, enerji, hammadde, ara malı ve teslimat sürelerini de artırdı” dedi.

Bugünkü tabloda birçok maliyet ve belirsizliğin reel sektörün üzerine bindiğini ifade eden Başkan Ardıç, şunları söyledi:

“EKONOMİ PROGRAMININ REEL SEKTÖR AYAĞI DESTEKLENMELİ”

“Biz enflasyonla mücadeledeki kararlılığı sonuna kadar destekliyoruz. Ancak bu mücadelenin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini zayıflatmadan yürütülmesi için ekonomi programının reel sektör ayağının güçlü tamamlayıcı adımlarla desteklenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu nedenle sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak, üretim ve ihracat kapasitesini koruyacak, enerji ve lojistik maliyetlerindeki dış şokları dengeleyecek adımlar gecikmeden hayata geçirilmelidir.”

“KAPASİTEYİ KONUŞMAK ZORUNDAYIZ”

Dünyada yeni bir maliyet yapısı kurulduğunu, sorunun yalnızca enflasyon değil, savaşların, jeopolitik çatışmaların, enerji şoklarının ve lojistik kırılmaların beslediği yeni bir ekonomik düzen söz konusu olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Dün maliyetleri konuştuk; bugün kapasiteyi konuşmak zorundayız” diye konuştu.

Savaşların artık sadece cephede değil; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında, Merkez Bankalarının kararlarında sonuç doğurduğunu söyleyen Başkan Ardıç, “Bu durum doğrudan sanayicimizin maliyetini ve KOBİ’mizin nakit akışını olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullandı.

Yeni dönemde rekabette kalıcı avantajın; yetenek, teknoloji, verimlilik, veri güvenliği ve standartlara uyum kapasitesi olduğunu dikkat çeken Başkan Ardıç, “Artık malı ihraç ederken karşımıza çıkacak soru yalnızca “Kaça mal ettin?” değildir; “Bunu üretirken ne kadar karbon saldın? Verisi nerede?” olacaktır. Karbonunu hesaplayamayan, dijital ürün izini ortaya koyamayan üretici, pazara aynı koşullarda giremeyecektir” dedi.

“YAPAY ZEKADA GERİDE KALMANIN BEDELİNİ PAZAR KAYBIYLA ÖDERİZ”

Yapay zeka konusuna da değinen Başkan Ardıç, yapay zekanın tüm iş model ve süreçlerini kökten değiştirdiğini belirterek, “Yapay zekâyı kullanalım mı? sorusu artık geride kalmıştır. Doğru soru, ‘Yapay zekâyı daha etkin nasıl kullanabiliriz?’ olmalıdır.

Çünkü bu dönüşümün gerisinde kalmanın bedelini yalnızca verimlilik kaybıyla değil, doğrudan pazar kaybıyla ödeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Büyük yarışın üretimin kalbinde olduğunu belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:

“Sorular nettir: Üretim sürecimiz ölçülebiliyor mu? Kalite verimiz canlı izlenebiliyor mu? Bakım kayıtlarımız dijital olarak işlenebiliyor mu? Fire oranlarımız anlık takip edilebiliyor mu? Enerji tüketimimiz makine ve ürün bazında ayrıştırılabiliyor mu? Tedarik zincirimiz veri üretebiliyor mu? Müşterimiz bizden izlenebilirlik istediğinde bunu verebiliyor muyuz? Cevaplarımız “evetse” fabrikamız yapay zekâya hazırdır. Aksi durumda; makinemiz olur, yazılımımız olur, sensörümüz olur — ama yapay zekâ bizim için bir süs eşyasından ibaret kalır.”

Süreç ve organizasyonunun önemini vurgulayan Başkan Ardıç, “Veriyi üretemeyen, süreci ölçemeyen üretimi dönüştüremez, ürünü değere çeviremez. Bugün geldiğimiz noktada; sanayi politikasını artık yalnızca teşvik, kredi ve yatırım yeri ile değil; teknoloji, eğitim, finansman, lojistik, enerji, dijital altyapı ve kurumsal kapasiteyle birlikte tasarlamak zorundayız” dedi.

“AYNI ŞEHİRDEYİZ AMA ÇOĞU ZAMAN AYNI EKOSİSTEMDE DEĞİLİZ”

Ankara’nın; savunma sanayi, üniversiteler, teknoparklar, organize sanayi bölgeleri, kamu kurumları ve yüksek teknoloji aynı şehirde buluştuğu önemli bir avantaja sahip olduğuna dikkat çeken Başkan Ardıç, şöyle devam etti: Bu kombinasyon Türkiye’nin başka hiçbir kentinde yoktur. Ama dürüst olalım: Bu avantajımız aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır. Aynı şehirdeyiz, ama çoğu zaman aynı ekosistemde değiliz. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor. Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor. Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor. Yani Ankara olarak güçlü bir potansiyelimiz var, ama bu potansiyelimizi oluşturan aktörler birbirine yeterince temas etmiyor.” 

Ankara’nın üretim gücünü, yenilik kapasitesi ve iş birliğiyle, savunma sanayiinin mühendislik disiplinini makine sanayiinin üretim kabiliyetiyle, teknoparkların yazılım ve donanım birikimini Organize Sanayi Bölgeleri’nin üretim tecrübesiyle, üniversitelerin bilgisini de KOBİ’lerin ihtiyacıyla buluşturulması gerektiğini söyleyen Başkan Ardıç, “Aksi halde bu büyük potansiyelimizi gerçek bir sıçramaya dönüştüremeyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Ankara’da savunma sanayiinin yüksek katma değerli üretim modeline geçişte taşıyıcı kolonlardan biri olduğunu ifade eden Başkan Ardıç, Ankara’nın 18,5 milyar dolarlık toplam ihracatının yaklaşık üçte biri savunmadan geldiğine, savunma sanayii için çalışan 50 bin nitelikli mühendis ve teknik personelin, Ankara’da hem üretimin hem Ar-Ge yoğunluğumuzun kalbinde yer aldığını belirtti.

Bu avantajın daha büyük bir fırsata dönüştürebilmesi için savunma alanındaki ileri malzeme, yapay zekâ, sensör, otonom sistem, siber güvenlik, test altyapısı ve Ar-Ge yetkinliğinin; enerji, medikal cihaz, raylı sistemler, tarım teknolojileri, otomotiv elektroniği ve makine sektörlerine de aktarılmasının şart olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, asıl hedefin, savunmada kullanılan teknolojinin, diğer sektörlerin de itici gücüne dönüşmesi olması gerektiğini ifade etti.

“SANAYİSİZLEŞME HER ZAMAN BÜYÜK GÜRÜLTÜYLE GELMEZ, BAZEN SESSİZ GELİR. BU SESSİZLİĞİ BOZMAK BİZİM GÖREVİMİZ”

Ankara Sanayi Odası olarak ana yüklenici firmalar, KOBİ’ler, OSB’ler, teknoparklar ve üniversiteler arasında daha sistematik bir program kurmayı planladıklarına söylene Başkan Ardıç, şöyle devam etti:

“Savunma sanayiine tedarik sağlayan firmalarımızın yalnızca büyük savunma şirketlerine bağımlı kalmasını değil, küresel tedarik zincirlerine doğrudan açılmasını istiyoruz. Hedefimiz açıktır:

Ankara’mızın üretim üssü olma iddiasını korumak istiyorsak, savunma sanayiindeki yüksek mühendislik kapasitesini diğer sektörlere de yaymamız şarttır. Buradaki mühendislik disiplinini makine imalatımızda, otomotivimizde, medikal cihaz sektörümüzde de görmemiz gerekiyor. Aksi halde parlak görünen tablo olumsuza dönebilir. Çaresiz kalan sanayici doğal olarak, üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlar. Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir. Mesele niyet değildir, mesele kuralın yönüdür. Bu sürecin gürültüsü yoktur; ama sonucu ağırdır. Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez. Bazen sessiz gelir. Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır. Bu sessizliği duymak, bu sessizliği bozmak ve uyarmak bizim görevimizdir.”

Başkan Ardıç, ASO Meslek Komitelerinin yalnızca sektörlerin sorunlarını tespit eden yapılar olmadığını, sahadaki dönüşümü en erken gören, sıkışmayı en hızlı hisseden ve çözüm ihtiyacını en net tarif eden yapılar olduğunu vurgulayarak, “Önümüzdeki dönemde komitelerimizden beklentim; daha fazla tespit ve çözüm önerisidir” dedi.

“YÜKSEK TEKNOLOJİ LİGİNE GEÇİŞTE BEKLENEN SIÇRAMAYI YAPAMIYORUZ”

Türkiye’nin dünya ticaretinden aldığı payın son 30 yılda yüzde 0,46’dan yüzde 1,08 seviyesine yükseldiğini ancak bunun yeterli olmadığını belirten Başkan Ardıç, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ihracatın artırılması gerektiğini dikkat çekti.

2025 yılında 9,9 milyar dolar yüksek teknolojili ürün ihracatına karşılık 37 milyar dolar ithalat yapıldığını ifade eden Başkan Ardıç, “Sorunumuz; yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatımız içindeki payının uzun yıllardır yüzde 4’ler bandında çakılı kalmasıdır. 2025 sonu itibarıyla bu pay yüzde 3,8’dir. Yani yüksek teknoloji, ihracat yapımızın merkezine yerleşemedi. Orta-yüksek teknoloji liginde güçleniyoruz; ama yüksek teknoloji ligine geçişte beklenen sıçramayı yapamıyoruz” dedi.

Temel sorunun toplam faktör verimliliği olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Sanayi politikamızı, eğitim sistemimizi, finansman yapımızı, Ar-Ge desteklerimizi ve ihracat stratejimizi tek bir hedefe bağlamak zorundayız: İhracat yapımızın teknoloji ağırlığını arttırmak.” diye konuştu.

İmalat sanayinin milli gelir içindeki payında son yıllarda gerileme gözlendiğine ve bunun da sanayisizleşme riskini akademik bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir politika başlığı haline getirdiğine vurgu yapan Başkan Ardıç, “Sanayi olmadan kalıcı ihracat olmaz, nitelikli istihdam olmaz, teknoloji üretimi olmaz. Sanayi zayıflarsa yalnızca üretim değil, büyümenin kalitesi de, rekabet gücümüz de zayıflar. Bu süreci kendi haline bırakamayız” ifadelerini kullandı.

Küresel sanayi düzeninde devletlerin yeniden sahaya döndüğünü belirten Başkan Ardıç, “Artık devlet aklı sanayinin gelişiminde ve finansmanında öne çıkıyor. 21. yüzyılın rekabeti yalnızca firmalar arasında değil, devletler ve ekosistemler arasında yaşanıyor” dedi.

“TÜRKİYE, AVRASYA’NIN BREZİLYA’SI DEĞİL; GÜNEY KORE’Sİ OLMAK ZORUNDADIR.”

Bu yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, şöyle devam etti:

“Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız? Konu yalnızca daha çok fabrika kurmak değildir. Asıl belirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir. İhracatta kilogram başına değerimizi ne kadar yükselttiğimizdir. Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yüksek konumdur. Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır.”

“BANKACILIK SİSTEMİMİZİN GÜÇLÜ BİLANÇOSUNU SANAYİMİZİN YATIRIM KAPASİTESİNE DÖNÜŞTÜRMEK ZORUNDAYIZ”

Bu tercihin sadece sanayicinin omuzlarında olmadığını bankacılık sisteminin de sorumluluğu olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Bankacılık sistemimizin güçlü bilançosunu, sanayimizin güçlü yatırım kapasitesine dönüştürmek zorundayız” dedi. Finansal gücü üretim gücüne çevirecek yeni bir finansman mekanizmasının kurulmasının önemine dikkat çeken Başkan Ardıç, “Sanayicimizin ihtiyacı yalnızca işletme kredisi değil; geleceği kuracak, üretimi büyütecek, yatırımı hızlandıracak ve teknoloji dönüşümünü finanse edecek uzun vadeli kaynaktır” ifadelerini kullandı.

Başkan Ardıç; makine ve enerji verimliliği yatırım yapmak, dijital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağlamak, ihracat pazarında kalıcı olmak isteyen sanayicinin bunu kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla başarmasının mümkün olmadığını belirtti.

KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payının OECD 2024 verilerine göre, Türkiye’de yüzde 35,2’ye gerilediğini, OECD ortalamasının ise yaklaşık yüzde 47 seviyesinde olduğunu belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:

“Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse, Türkiye’nin kalkınma hikâyesi eksik kalır. Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşulları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir.  Bizim ihtiyacımız, bilançosu güçlü olana kredi veren bir sistemin yanında; doğru projeyi, doğru yatırımı, doğru teknolojiyi, doğru ihracat potansiyelini kredilendiren bir sistemdir. Finansman mimarimiz teknolojik yeniliği ve üretken yatırımı daha fazla ödüllendiren bir yapıya kavuşmalıdır. Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; riski yalnızca biz sanayicilerin sırtına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dönüşümü ön plana çıkaran bir yapıdır. Üretken yatırımı, dijitalleşmeyi, yeşil dönüşümü, ihracat kapasitesini önceleyen seçici bir kredi yaklaşımıdır. Çünkü kapasiteyi finansman olmadan kuramazsınız. Unutmayalım ki, sanayici ve banka olarak aynı geminin içindeyiz. Sanayi batarsa, geminin sigortası da kalmaz.”

“SANAYİSİZLEŞME RİSKİNİN ÖNÜNDE DURACAĞIZ! KARARLIYIZ”

Ankara Sanayi Odası olarak, teknoloji ile üretim arasındaki boşluğu kapatmak için sahaya ineceklerini belirten Başkan Ardıç, “Reformu kâğıtta bırakmayacağız, dönüşüme çevrilmesinin takipçisi olacağız” diye konuştu.

Başkan Ardıç, sözlerine şöyle devam etti:

“Tarih bize hâlâ bir kapı aralığı sunuyor. Ama bu aralık her geçen gün biraz daha daralıyor. Pazar beklemiyor. Alıcı beklemiyor. Standart beklemiyor. Teknoloji beklemiyor. Rakipler beklemiyor. Bu kapıdan sadece hazırlığını yapmış olanlar geçecek; diğerleri dışarıda kalacak. Bu salondaki ortak fikir şudur: Sanayisizleşme riskinin önünde duracağız. Kararlıyız.”

YILIN MESLEK KOMİTELERİ ÖDÜLLERİNİ ALDI

ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Yılın Meslek Komiteleri Ödül Töreni ile devam etti. Komitelerin özverili çalışmalarının daha görünür olması ve motivasyon sağlaması amacıyla geçen yıl ödüllendirme uygulamasını başlattıklarını hatırlatan Başkan Ardıç, “Ödül uygulamamızın Komitelerimizin faaliyetlerine önemli bir ivme kazandırdığını, ciddi bir motivasyon sağladığını ve ortalama puanların yükseldiğini büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Bu ödülleri, yalnızca geçmiş yılın bir başarısı olarak değil; Ankara sanayisinin yeni döneme hazırlanma iradesinin sembolü olarak görüyorum. Hep birlikte bu iradeyi büyüteceğiz; Ankara sanayisini daha yüksek teknolojiyle, daha güçlü üretimle ve daha büyük bir vizyonla geleceğe taşıyacağız” dedi. Yılın Komitesi ödülünü alan beş komiteye ödüllerini takdim eden Başkan Ardıç, Tüm Komite Başkanlarımızı ve üyelerimizi ortaya koydukları özverili çalışmalar için yürekten tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum. Ülkemizin yarınları için özveriyle çalışan tüm sanayicilerimize ve üretim gücümüze yön veren bütün paydaşlarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

YILIN KOMİTESİ ÖDÜLÜNÜ ALAN KOMİTELER

1.’LİK ÖDÜLÜ: ASO 35 NO’LU BİLGİSAYAR YAZILIMLARI SANAYİ MESLEK KOMİTESİ

2.’LİK ÖDÜLÜ: ASO 20 NO’LU ELEKTRONİK SANAYİ MESLEK KOMİTESİ

3.’LÜK ÖDÜLÜ: ASO 1 NO’LU MADENCİLİK SANAYİ MESLEK KOMİTESİ

4.’LÜK ÖDÜLÜ: ASO 17 NO’LU ALÜMİNYUM DOĞRAMA İMALAT SANAYİİ MESLEK KOMİTESİ

5.’LİK ÖDÜLÜ: ASO 34 NO’LU BÜRO/OFİS MOBİLYALARI SANAYİ MESLEK KOMİTESİ

“SANAYİCİNİN FİNANSMANA ERİŞİMİ” PANELİ

ASO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, kamu bankalarının Genel Müdür Yardımcılarının katıldığı “Sanayicinin Finansmana Erişimi” başlıklı panel ile devam etti. Moderatörlüğünü ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın yaptığı panele Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci, Vakıfbank Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alparslan Şahin ve Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağrı Altındağ konuşmacı olarak katıldı.

Başkan Ardıç, panelin açılışında yaptığı konuşmada, reel sektör ile finans sektörünün, Türkiye ekonomisinin birbirini tamamlayan iki temel itici gücü olduğuna dikkat çekerek, “Bu iki sektör arasındaki iletişim ve iş birliği ne kadar güçlü olursa ülkemizin makroekonomik istikrarı da o derecede sağlam temeller üzerine oturur” dedi.

Başkan Ardıç, sanayicilerin sorunlarının çözümü noktasında pozitif yaklaşımıyla her zaman destek veren Türkiye Bankalar Birliği Başkanımız Alpaslan Çakar’a ve panele konuk olana Kamu Bankalarının Genel Müdür Yardımcılarına teşekkür etti.

Panelde, reel sektör ile bankacılık sektörü arasındaki ilişkinin daha sürdürülebilir, üretim odaklı ve karşılıklı güvene dayalı bir yapıya kavuşması için güçlendirilmesi gereken kurumsal mekanizmalar; reel sektörün işletme sermayesi, yatırım, ihracat ve yeşil dönüşüm finansmanı ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik alternatif kredi ve finansman modelleri konusunda bankaların geliştirdiği yeni araçlar; ihracatçı sanayicilerin Eximbank kredi, sigorta ve garanti mekanizmalarından daha etkin yararlanabilmesi için öncelik vermesi gereken kriterler konuları ele alındı.

Başkan Ardıç, panelin kapanışında, “Hedefimiz ortak; üreterek kalkınan güçlü bir Türkiye. Birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğimiz sürece, bu hedefe ulaşmamızın önünde hiçbir engelin duramayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Panelin ardından banka Genel Müdür Yardımcıları, sanayiciler ile talep ve önerilerine ilişkin birebir görüşmeler gerçekleştirdi. ASO 2026 Yılı 1. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, sektörel görüş ve değerlendirmelerle sona erdi.